{“title”: “Gökçeada’da 2 Bin 400 Yıllık İkiz Mezarın Sırlarısı ve Tarihi İzdüşümleri”,
“content”: “
Çanakkale’nin önemli tarih ve kültür hazinelerinden biri olan Gökçeada’da, doğal kayaya oyulmuş ve yaklaşık 2 bin 400 yıl öncesine tarihlendirilen ikiz lahit mezar, bölgenin zengin geçmişine ışık tutmaya devam ediyor. Bu antik kalıntı, yaklaşık milattan önce 4. yüzyıl ile 3. yüzyıl arasına tarihlendirilerek, bölgedeki mezar kültürü ve yerleşim tarihinin önemli bir parçalarını oluşturmaktadır.
Gökçeada’nın güneyinde, Ege Denizi’ne bakan yamaçta yer alan bu dev kayaya oyulmuş mezar, bölgedeki arkeolojik çalışmalarla keşfedildi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reyhan Körpe, bu yapının sadece bir mezar değil, aynı zamanda bölgenin nekropolü kapsamında önemli bir mezar anıtı olduğunu belirtiyor. Ayrıca, mezarın taş kapağının Bizans döneminde alınarak başka yerlere taşındığını ve günümüze kadar hiçbir tahribata uğramadan geldiğini söylüyor. Bu özellikleriyle Gökçeada’nın tarihine dair önemli ipuçları sunan kalıntı, bölgenin mezar mimarisi ve kültürel canlılığını gözler önüne seriyor.
İmroz adıyla bilinen Gökçeada, köklü bir yerleşim geçmişine sahip olup, arkeolojik kazılar bölgedeki yerleşimin Neolitik Çağlara kadar uzandığını gösteriyor. Günümüzde Kaleköy olarak bilinen antik kentin bulunduğu bölgede gerçekleşen kazılar, burada var olan medeniyetlerin en az 8 bin yıl öncesine uzandığını ortaya koymaktadır. Prof. Körpe, bu antik kentlerin sadece bir yerleşim alanı olmanın ötesinde, bölgenin kültürel ve toplumsal yaşamına dair önemli bilgiler sağladığını ifade ediyor. Özellikle, ikiz mezarların ilginç tasarımı, bölgeye dair arkeolojik ilgiyi artırıyor ve mezarların doğal kayaya oyulma tekniğiyle inşa edilmesi, dönemin mühendislik ve sanat anlayışını gözler önüne seriyor.
İkiz şekillendirmenin şaşırtıcı bir detay olduğunu anlatan Prof. Körpe, bu mezarın özellikle bölgedeki diğer mezar yapılarından farkını ortaya koyuyor. Milattan önce 4. ve 3. yüzyıla tarihlendirilen bu lahitler, bölgede bulunan pek çok taş mezar gibi, zaman içerisinde tahrip olmuş ve taş kapağı Bizans döneminde kullanmak amacıyla alınmış. Ancak, lahitlerin kendileri hırsızlık ve tahribata rağmen ayakta kalmayı başararak, bölgenin zengin mezar geleneği ve kültürel mirası hakkında önemli bilgiler sunmaya devam ediyor. Gökçeada’nın bu ikiz mezarları, adanın tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptığının ve kültürel zenginliğinin simgeleri olarak yerlerini koruyorlar.”}
